KLASİK KEMENÇE

 

Bu gün düşünüyorum da, şimdiye kadar yetmiş sene boyunca kemençe çalmaya uğraşmışım ve otuz beş seneden beri de bu sazı imal etmeye ve ses tınısını (yani hüzünlü, fakat şikâyet kar bir haykırış ile sesini duyduran ve tizlerde bir kuşun sesini andıran) bulmaya çalışıyorum. Bu kemençe sesine örnek olarak, Tanburi Cemil Beyin, piyanist Cemal Bey refakatinde taş plağa çaldığı Şedaraban peşrevini dinleyebilirsiniz.

 

Bendeniz, kemençelerimde gövde için dut, kiraz, kelebek, Madagaskar maunu, karaceviz, kırmızı ardıç (ki bu ağaç çok nadir bulunuyor) kullanıyorum. Ses tablası için de selvi ve sedir ağaçlarını tercih ediyorum. Klavyede abanoz ve burgularda pelesenk kullanıyorum.

 

Kemençe kalıbını rahmetli Haldun Menemencioğlu vermişti. Bu kalıp Baron kemençelerdeki gibi sap tarafında kalın fakat alttaki delikler seviyesinde İzmitli kemençelerindeki gibi daha geniş (145mm).

 

Tabii ki, her kemençecinin özlediği bir ses tınısı var. Bazıları daha boğuk, kalın ve dolu bir sesi tercih eder. Bazıları ise daha parlak ve esrarengiz (obua sesi gibi) sesi arar. Tınıda bu farklılıkların elde edilmesinde kullanılan telin cinsi, kalınlığı ile eşiğin evsafı, şekli kalınlığı ve hatta can direğinin kalınlığı, cinsi ve yüksekliği çok büyük rol oynuyor. Yani bir kemençeyi oyup kapağını taktıktan sonra, ben yaptım oldu demek yetersiz oluyor.

 

Ben yaptığım kemençe ile bittikten sonra belki de aylarca uğraşıyorum. Çeşitli birçok eşiklerle denerim, tel değiştiririm, göğsünde ve gövde kalınlığında değişiklikler yaparım. Bütün bunlardan sonra da memnun olmaz isem, başka özellikli göğüs ağaçlarını denerim ve bütün bu çabalar sil baştan yeniden başlar. Tatmin edici bir sonuç doğdu mu doğmadı mı, bunu da o kemençeyi alıp çalacak kişiye sormalı.

 

Kemençe imal eden fakat çalamayan kişinin başında böyle bir dert olamaz, diye düşünüyorum. Ben hem imalci, hem de kemençeci olarak tını konusunda dertli oluyorum. Bu da herhalde benim dezavantajım.

 

 

Yaptığım kemençelerin tınısını işittirebilmek için birkaç tane ses kaydımı sunuyorum. Bakalım hoşa gidecek mi?